Bugün, dün endişelendiğin yarın değil miydi


            “Bugün, dün endişelendiğin yarın değil miydi?”


Dün gece kafanı yastığa koyduğunda neyi düşünüyordun?

Yetişmeyen işleri mi… Söylenememiş sözleri mi… Ya da “Ya olmazsa?” diye başlayan o bitmek bilmeyen senaryoları mı?

Ve işte… O korktuğun, o büyüttüğün, o zihninde felaket senaryosuna çevirdiğin yarın geldi.


Adı bugün oldu.


Şimdi dürüst olalım.

Dün seni uykusuz bırakan şeylerin kaçı bugün gerçekten oldu?

Kaçı sandığın kadar büyük çıktı?

Kaçı sadece zihninin abartma yeteneğiydi?


İnsan zihni tuhaf.

Yaşanmamış acıları prova etmeyi seviyor.

Olmamış kayıpların yasını tutuyor.

Daha gelmemiş günlerin yorgunluğunu bugünden omuzlarına yüklüyor.


Sonra ne oluyor biliyor musun?

Hayat, biz hazırlanırken geçip gidiyor.


Bir mesaj atmaya korkarken zaman geçiyor.

Bir adım atmadan “ya rezil olursam” derken fırsatlar geçiyor.

Bir konuşmayı erteledikçe ilişkiler geçiyor.

Hep bir “yarın hallederim” derken… Günler geçiyor. Biz kalıyoruz. İçimiz dolu, hayat eksik.


Oysa gerçek şu:

Hayat, düşündüğümüz kadar dramatik değil.

Ama ertelediğimiz kadar kısa.


Bugün belki hâlâ mükemmel değil.

Hâlâ eksikler var. Hâlâ belirsizlikler var.

Ama bak — buradasın. Nefes alıyorsun. Dünya yıkılmadı. Dün korktuğun kadar kötü olmadı.


Çoğu zaman bizi yoran hayatın kendisi değil,

hayat hakkında kurduğumuz ihtimaller.


Belki de biraz daha az prova yapıp biraz daha çok yaşamamız gerekiyor.

Her ihtimale karşı değil, şu ana karşı uyanık olarak.


Çünkü yarın geldiğinde adı bugün oluyor.

Ve bugün, dünden daha güçlü olduğumuzu fark ettiğimiz yer aslında.


O yüzden kendine şunu sor:

Gerçekten yaşadığın şey mi seni yoruyor,

yoksa henüz yaşanmamış olanlar mı?


Saygılarımla

Gülşah Yılmaz


Kral Gazetesi
Daha yeni Daha eski

İletişim Formu